Türk Hukukunda Uzman Görüşü

Türk Hukukunda Uzman Görüşü - Antalya Lawyer

TÜRK HUKUKUNDA UZMAN GÖRÜŞÜ

Avukat Barış Erkan Çelebi

I. GİRİŞ

Uzman görüşü (veya diğer adıyla bilimsel mütalaa ya da özel mütalaa) ilk defa 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun  (kısaca “HMK”) 293. maddesi ile düzenlenip hukukumuza girmiştir. M.293’e göre taraflardan her biri, dava konusuyla ilgili olarak, uzmanından bilimsel mütalaa alıp mahkemeye sunabilir ve bu uzmanın da duruşmada dinletilmesini talep edebilirler.

Uzman görüşü de bilirkişi raporu gibi mahkemece takdir edilecek delillerdendir. Ancak bilirkişi raporundan farklı olarak uzman görüşü sadece teknik konularda değil, hukuki konular da dahil olmak üzere dava konusu her husus hakkında alınabilir.

HMK’nın bilirkişili incelemesini düzenleyen 266. maddesinde Kasım 2016’da yapılıp yürürlüğe giren değişiklik ile Ağustos 2017’de Bilirkişi Yönetmeliği’nde yapılan değişikliklerle ve nihayetinde 01.01.2018’den itibaren yürürlüğe konulan bazı idari uygulamalarla artık dava dosyalarına hukukçu bilirkişi atanması ve uyuşmazlığın hukuki yönüne ilişkin bilirkişi raporları düzenlenmesi etkili ve kesin bir şekilde önlenmeye başlanmıştır. Hukukçu bilirkişi diye tabir edilen hukuk fakültesi mezunu ve hukukçu kimliğiyle atanan bilirkişilerin atanmasının önüne geçilmesi, hukuki konularda mütalaa sunulabilen uzman görüşü kurumunu çok daha kritik hale getirmiştir.

 

II. UZMAN GÖRÜŞÜNE GENEL BAKIŞ

 

Usul hukukunda “uzman görüşü” veya “bilimsel mütalaa” kavramı ilk kez 6100 sayılı HMK ile 2011 yılında düzenlenmiştir. “Uzman Görüşü” başlıklı 293. maddede taraflardan her birinin dava konusu olayla ilgili olarak uzmanından bilimsel mütalaa alabileceği belirtilmiştir. Düzenleme yeni olsa da, 1086 Sayılı Kanun döneminde “Özel Rapor” adıyla dosyaya uzman görüşleri sunulmuş olduğundan bu düzenleme çok da yabancı değildir[1].

Maddenin gerekçesi incelendiğinde düzenlemenin Anglo-Sakson kökenli bir kurum olan “taraf bilirkişisi” (“partisan expert”) veya “uzman tanık” (Expert Witness) kurumuna dayandığı ve Ceza Muhakemesi Kanunundaki düzenleme ile paralel olduğu belirtilmiştir.

Gerçekten de Kıta Avrupası Hukukundan farklı olarak Anglo-Sakson Hukukunda bilirkişi sürecinin genel olarak tarafların kendi buldukları ve masraflarını karşıladıkları “taraf bilirkişileri” veya “uzman tanıklar” vasıtasıyla yürütüldüğü görülmektedir. Amerika Birleşik Devletleri hukukundan örnek vermek gerekirse, özel ve teknik inceleme gerektiren konularda taraflardan her biri, kendi bulduğu ve ücretini karşıladığı bir bilirkişiyi mahkemede tanık olarak dinletmekte serbesttir[2]. Mahkeme ancak gerek gördüğü durumlarda, örneğin taraf bilirkişilerinin kanıtlayamadığı bir olgunun belirlenmesinin gerektiği durumda veya taraf bilirkişilerinin görüşleri arasındaki önemli bir çelişkinin giderilmesi gerektiği durumda, tarafların seçtikleri bilirkişilere ilaveten ve takdiren kendisi de bilirkişi atayabilir[3]. Ancak bu yetki Amerikan yargıçlar tarafından nadir kullanılan bir yetki[4] olup, yapılan istatistiklere göre yargıçların %81’i bu yetkiyi meslek hayatlarında hiç kullanmamış ve sadece %8’i bu yetkiyi birden fazla kez kullanmıştır[5]. Dolayısıyla genel olarak Amerikan Usul Hukukunda tarafların serbestçe kendi bilirkişisini atadığı söylenebilir.

Keza İngiliz Hukukunda da 1999 yılına kadar Amerikan Hukukundaki gibi taraflar kendi bilirkişilerini atamaktaydı. Ancak 1999 yılında yeni usul kanunuyla gelen Woolf Reformu neticesinde tarafların tek ve müşterek bir bilirkişi üzerinde anlaşmaları, bu bilirkişinin tarafsız olması ve sorumluluğunun da taraflara karşı değil mahkemeye karşı olması düzenlenmiştir[6]. Dolayısıyla reforma rağmen bilirkişinin yine taraflar tarafından belirlenmesi usulü korunmuştur.

Kıta Avrupası’na baktığımızda ise İsviçre ve Almanya usul kanunlarında özel bilirkişilik bilhassa düzenlenmemiş olup, bunun nedeni ise uzman görüşünün delil olarak kabul edilemeyeceği yönündeki görüşlerdir[7]. Ancak kanunda düzenlenmese de tıpkı Türk Hukukundaki HUMK dönemindeki gibi Alman ve İsviçre hukukunda tarafların dosyaya beyan olarak özel raporlar sunduğu ve uygulamada özel bilirkişiliğin uygulandığı görülmektedir.

Neticede uzman görüşü düzenlemesi, hakimin daha pasif ve taraf avukatlarının daha aktif bir rol oynadığı Anglo-Sakson Hukukundaki taraf bilirkişisi sisteminden esinlenilmiştir. Kanun gerekçesinde Anglo-Sakson sistemine yapılan atfın açıklaması belirtilmese de, kanaatimce kanun koyucu, yargılamanın yoğunlukla yargıç tarafından yönetildiği Kıta Avrupası Hukukunun kısıtlayıcı tarzından bir ölçü de olsa sıyrılarak taraflara ve taraf vekillerine yargılamayı yönlendirebilmeleri için serbest alan vermeyi amaçlamıştır. Kanaatimce bu düzenleme yerinde olup, gerçekten özel ve teknik inceleme gerektiren ve bilhassa uyuşmazlık değeri büyük davalarda artık taraflar, masraflarını karşılayarak alanında uzman kişilerden nitelikli görüşler alarak dosyaya sunup bilgiye erişimi kolaylaştırabilmektedir. Ortaya çıkan bu bilgi zenginliği de hiç şüphesiz yargılamanın kalitesini ve verilecek kararın isabetliliğini artırmaya hizmet etmektedir. Her ne kadar uzman görüşü zaman zaman “paralı mütalaa” deyimi ile eleştirilip alınan görüşlerin taraflı ve daima görüşü sunan tarafın lehine olduğu iddiasıyla eleştirilmekte ise de, kanaatimce bu tartışma yersizdir. Zira mümkün olduğunca çok sayıda farklı görüşün ve bilginin beraber tartışılması ve müzakere edilmesi her zaman bizi en isabetli karara götürecek olup, bu görüşlerin taraflı ya da tarafsız olmasını tartışmak anlamsızdır.

 

III. USUL HUKUKU AÇISINDAN UZMAN GÖRÜŞÜ

 

A.  Görüşün Konusu

Uzman görüşü, HMK’nın 293. maddesinin ilk fıkrasında “Taraflar, dava konusu olayla ilgili olarak, uzmanından bilimsel mütalaa alabilirler.” şeklinde tanımlanmıştır. Bilirkişiyi düzenleyen m.266 vd. aksine uzman görüşünün konusu teknik incelemelerle sınırlandırılmamış, hukuki yorum ve değerlendirilmeler yasaklanmamıştır. Dolayısıyla hükmün lafzından, uzman görüşün konusunun dava konusuyla ilgili olmak şartıyla serbest olduğu, teknik incelemelerin yanında hukuki inceleme ve görüşlerinde belirtilebileceği anlamı çıkmaktadır[8].

 

B. Görüşü Sunanın Sorumluluğu

Bilirkişiden farklı olarak uzman görüşü sunan kişinin herhangi bir cezai sorumluluğu ve karşı tarafa herhangi bir hukuki sorumluluğu yoktur[9]. Uzmanın tek sorumluluğu, görüşten faydalanan tarafa karşı Borçlar Kanunu’nun eser sözleşmesi hükümleri uyarınca sözleşmesel sorumluluktur[10].

 

C. Görüşü Sunanın Atanması

Uzman kişi, görüşünden yararlanılacak taraf tarafından, görüş vereceği konudaki uzmanlığına ve güvenilirliğine göre seçilir ve görüşün yazılması hususunda mutabakat sağlanır. Şüphesiz ki uzman kişinin talep edeceği ücret, görüşten yararlanacak tarafça ödenirr. Bu ücretin yargılama sonunda karşı taraftan tahsil edilip edilemeyeceği hususunda ise, davanın kazanılması halinde dahi bu masrafa görüşten yararlanan tarafın katlanacağı ve yargılama giderleri içinde istenemeyeceği genel olarak doktrinde kabul edilmektedir[11].

 

D. Görüşün Sunulması Aşaması

Uzman kişi görüşünü mahkemeye doğrudan sunmaz. Görüş, ister görüşten yararlanılacak tarafça mahkemeye yazılı olarak dilekçe ekinde sunulur, isterse de bu görüşte belirtilen yorum ve incelemeler bir beyan dilekçesi olarak düzenlenip mahkemeye sunulur. HMK m.293/1 uyarınca uzman görüşü sunulması için mahkemeden ayrıca süre istenemez.

Bilirkişi raporuna tahkikat aşamasında başvurulurken uzman görüşü bilirkişinin aksine dava açılmadan önce dahi düzenlenebilir ve dava dilekçesi ekinde sunulabilir, dava dilekçesinin hazırlanmasında uzman görüşünden faydalanılabilir yahut tahkikat aşamasında veya daha önce dosyaya sunulabilir[12].

Taraflardan biri uzman görüşüne başvurduğunda diğer tarafa uzman raporuna karşı beyanda bulunması için makul süre verilmesi zorunlu olup[13], süre verilmemesi Yargıtay’ca bozma nedeni kabul edilmiştir.[14].

 

E. Görüşü Sunana Soru Sorulması

HMK m.293’ün 2. Fıkrası uyarınca hakim, talep üzerine veya resen, kendisinden rapor alınan uzman kişinin davet edilerek dinlenilmesine karar verebilir ve duruşmada hâkim ve taraflar gerekli soruları sorabilir. İlgili maddede her ne kadar davet hakimin takdirine tabi kılınmışsa da hakim talebi reddederse buna gerekçe göstermek zorundadır; hakim haklı sebepler olmadan reddetmemelidir[15].

HMK m.271’de bilirkişi için öngörülen yeminin aksine görüş sunan uzman dinlenmeden önce yemin etmez[16].

Uzman kişi çağrıldığı duruşmaya geçerli bir özrü olmadan gelmezse, hazırlamış olduğu rapor mahkemece değerlendirmeye tabi tutulmaz. Bu düzenlemenin amacı, yargılamanın gecikmesini engellemektir[17]. Mazeretin geçerli olup olmadığına hakim takdir eder.

 

F. Sunulan Görüşün Delil Gücü ve Değerlendirilmesi

Doktrinde bir görüş, bilirkişi raporunun aksine uzman görüşünün usul hukuku anlamında delil olmadığını, tarafların yazılı beyanı nitelinde olduğunu ve hakimin kişisel görüşünün oluşmasına yardımcı olduğunu savunmaktadır[18]. Buna gerekçe olarak, bilirkişi raporunun tarafsız ve objektif olması için HMK m.272’de öngörülen teminatların uzman görüşü için geçerli olmadığı belirtilmektedir[19]. Ancak, özellikle özel ve teknik bilgiyi gerektiren konularda, tarafların dava konusuyla ilgili sunduğu uzman görüşünü mahkeme mutlaka dikkate almak ve değerlendirmek zorundadır[20]. Tarafın dayandığı hukuki görüşün hükümde değerlendirilmemesi hukuki dinlenme hakkını ihlal edeceğinden aynı zamanda adil yargılanma hakkının da ihlali sayılır[21].

Bu görüşün aksine diğer bir görüş ise bilirkişi raporunun takdiri delil olduğunu, takdirin ise şüphesiz mahkemeye ait olduğunu savunmuştur[22].

Karşı taraf uzman görüşüne karşı koyarsa mahkemenin bu itirazı karara bağlayabilmesi için bilirkişi görevlendirmesi gerekir; alınan bilirkişi raporu ile uzman görüşü çeliştiği vakit ise bu çelişkiyi ortadan kaldırmak için yeni bir bilirkişi incelemesi yapılması gerekir[23]. Aynı şekilde, bir tarafın aldığı uzman görüşü karşı tarafın aldığı uzman görüşü ile çeliştiğinde de mahkeme çelişkiyi bilirkişi raporu ile çözmek zorundadır[24].

 

IV. BİLİRKİŞİLİKTE YAPILAN YENİ DÜZENLEMELER

Son olarak bilirkişilik kurumunda yapılan güncel değişikliklerden bahsetmek istiyorum. Zira bu değişiklikler uzman görüşü açısından da birazdan açıklayacağım üzerine büyük önem arz etmektedir.

Bilirkişiyi düzenleyen HMK m.266’nın ilk fıkrasında bilirkişi raporunun “hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren” konularda düzenlenebileceği açıkça belirtilmesine rağmen uzun yıllar mahkemelere sunulan bilirkişi raporlarının hukukçular tarafından hazırlandığı ve adeta hakim yerine geçilerek davanın hukuki yönünden yorum ve incelemeler yapıldığı, hakimin de bu hukuki görüşler doğrultusunda karar verdiği, başka bir deyişle hakim tarafından yapılması gereken hukuki yargılama ve değerlendirmenin fiilen bilirkişiler tarafından gerçekleştirildiği görülmüştür.

Bu soruna karşılık, ilk fıkrada açıkça “hukuk dışında” şeklinde belirtilmesine rağmen ve gerek olmamasına rağmen 03.11.2016 tarihinde ilk fıkraya hukuki görüş yasağını vurgulayan 2. ve 3. cümleler getirilmiştir. Bu cümlelerde, göre hukuki bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişi incelemesi yapılamayacağı ve ayrıca hukuk öğrenimi görmüş kişilerin de yine hukuk alanı dışındaki konularda, bu konulardaki uzmanlıklarını belgeleyerek bilirkişi yapabileceği düzenlenmiştir.

Ancak uygulamada sorunun devam etmesi nedeniyle önce 03.08.2017 tarihinde 30143 nolu Bilirkişi Yönetmeliği çıkarılmış ve bilirkişilerin hukukçular tarafından seçilmesi 38. madde ile yasaklanmıştır, ayrıca 55. Maddede bilirkişi raporunda hukuki nitelendirme ve değerlendirmenin bulunmayacağı tekrardan belirtilmiştir.

 

 

Bununla yetinilmemiş, Yönetmelik’in 72. maddesinde bilirkişinin bölge kurulu tarafından yapılacak denetim ve performans değerlendirmesinin kriterlerinden birisi olarak da hukuki konularda görüş beyan etmemesi düzenlenmiştir.

Yine Yönetmelik’te bilirkişilerin denetimini düzenleyen 59-62. Maddeler[25] arasında, bilirkişinin Yönetmelik’te belirtilen kurallara aykırı davranması halinde sicilden ve listeden çıkarma cezasına kadar ağır yaptırımlar düzenlenmiştir.

Akabinde 29.11.2017 tarihinde Adalet Bakanlığı Hukuk İşleri Genel Müdürlüğü Bilirkişilik Daire Başkanlığı tarafından ilan edilen Bilirkişiliğe Kabule Ve Bilirkişilik Başvuru Usul Ve Esaslarına İlişkin Duyuru[26]’da başvuru şartları adlı bölümün 2. Maddesindeki düzenlemede hukuk fakültesi mezunlarının bilirkişiliğe başvurması dahi önlenmiş, başvuru şartı olarak hukukçu kimliğinden bağımsız olarak duyuruda belirlenen teknik uzmanlık alanlarından birinde uzmanlığını belirten belgeler istenmiştir.

Bilirkişilerin yanında hakimlerin de bu düzenlemelere riayet etmesini sağlamak için 03.11.2016 tarihinde 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu’nda değişiklik yapılmış, hakim ve savcılara verilecek uyarı cezasını düzenleyen 63. maddenin 1. fıkrasının sonuna “Bilirkişi seçimi ve görevlendirmesi sırasında kanunlarla belirlenen kurallara uymamak” cümlesi eklenerek, hukukçu bilirkişi tayin eden hakimlere uyarı cezası verilmesinin önü açılmıştır.

Son olarak 01.01.2018’de yürürlüğe giren uygulama ile, bilirkişilik başvuru şartlarını taşımayan hukukçu bilirkişilere mahkeme veznesinden bilirkişi ücreti ödenmesini engelleyecek bir değişikliğe gidilmiş ve UYAP’ta yapılan değişiklik ile hukukçu bilirkişilere ücret ödenmesi fiilen imkansız hale getirilmiştir. Bu nedenle yeni bilirkişilik başvuru şartlarını taşımayan ancak daha önce bilirkişi olarak atanmış ve ücrete hak kazanmış hukukçu bilirkişilerin ücretlerinin ödenmesi de sene başından bu yana oldukça zorlaşmış ve Bilirkişilik Daire Başkanlığı’na her seferinde müzekkere yazılarak ödeme yapılması yöntemine başvurulmuştur.

Herhangi bir hazırlık ve altyapı çalışması olmadan hukukçu bilirkişilerin bir anda ve tümden kaldırılması uygulamada bazı sıkıntılar doğurmuş, özellikle iş davalarında işçi alacaklarının hesaplanması hakimin veya hukuk fakültesi mezunu olmayan bilirkişilerin altından kalkamayacağı kadar karmaşık ve uzmanlık gerektiren konular olduğundan Adalet Bakanlığı’na birtakım öneri ve şikayetler gitmiştir.

Bu şikayetler üzerine 2018 Mart ayında, 2018 yılı 2. dönem bilirkişilik başvurularında bilirkişilik alt uzmanlık alanlarından “Nitelikli Hesaplamalar” adlı alana Aktüerya (İş Göremezlik /Destekten Yoksun Kalma), İş Mevzuatından Kaynaklı Nitelikli Hesaplamalar, Sosyal Güvenlik Mevzuatından Kaynaklı Nitelikli Hesaplamalar, Sendikalar Ve Toplu İş Sözleşmesi Mevzuatından Kaynaklı Nitelikli Hesaplamalar, İcra Ve İflas Mevzuatından Kaynaklı Nitelikli Hesaplamalar ve Aile Ve Miras Mevzuatından Kaynaklı Nitelikli Hesaplamalar başlıkları eklenmiş ve Nitelikli Hesaplamalar alanında bilirkişilerde aranan nitelikler kısmında “Üniversitelerin ön lisans veya lisans (hukuk öğrenimi görmüş kişiler dâhil).” şeklinde değişiklik yapılmıştır. Bu düzenleme ile, sadece yukarıda sayılan alanlarda nitelikli hesaplama gerektiren konularda hukuk fakültesi mezunlarının da bilirkişi olarak atanmasının önü açılmıştır. Ancak görüldüğü gibi bu düzenleme, hukukçu bilirkişi atanmasına getirilen yasaklamanın çok kısıtlı bir istisnasıdır.

Bilirkişilik kurumunda yapılan bu değişiklikler, uzman görüşünün hukuki konularda ve hukukçular tarafından yazılabilmesinin serbest olduğu da göz önünde bulundurulduğunda, uzman görüşü kurumunun önemini daha da artırmıştır. Zira artık taraflar, hakimin “hakim” olamayacağı ve ihtisas gerektiren hukuki meselelerde mahkemeyi ikna etmek için uzman görüşü kurumuna daha da ağırlık vermek zorunda kalacak, yukarıda belirtilen Anglo-Sakson hukukundaki taraf bilirkişiliği kurumuna daha da yaklaşılacaktır. Neticede, tarafların mahkemeyi ikna etmek istedikleri konu hakkında delil olarak uzman görüşü sunmasının rutin hale gelmesinin, yargılamanın kalitesini ve hukuki bilgi birikimini oldukça artıracak bir gelişme olabileceği kanaatindeyim.

 

V. SONUÇ

Uzman görüşü 2011 yılında HMK m.293 düzenlemesi ile mevzuata girmiş yeni bir kurumdur. Ancak HMK’dan önce de taraflar beyan dilekçesi içinde veya ekinde dosyaya uzman görüşü sunmaktaydı.

Uzman görüşü, bilirkişilerin taraflarca atandığı ve yargılamanın özel bilirkişiler vasıtasıyla sürdürüldüğü, Anglo-Sakson kökenli bir kurum olan “taraf bilirkişisi” veya “uzman tanık” kurumundan esinlenilmiş ve Kanun’un gerekçesinde de Anglo-Sakson hukukuna atıf yapılmıştır. Öte yandan, usul hukukumuzun asıl dayandığı Alman ve İsviçre hukuklarında özel bilirkişi veya uzman görüşü kurumu düzenlenmemiş, bunun yerine tıpkı HMK öncesi dönemdeki gibi tarafların beyan olarak dosyaya uzman görüşü sunması yöntemine gidilmiştir.

Bilirkişiden farklı olarak uzman görüşü davanın hukuki yönüne ilişkin olabileceği gibi, dava konusuyla ilgili teknik ve özel bilgi gerektiren her konuda sunulabilir. Yine bilirkişiden farklı olarak görüşü sunanın hukuki ve cezai sorumluluğu yoktur (görüşten yararlanan tarafa karşı eser sözleşmesinden sorumluluğu bakidir). Bu nedenle uygulamada uzman görüşlerinin tarafsızlı olması eleştirilmekte ve mahkemeler tarafından bazen dikkate alınmamaktadır. Oysa ki yukarıda da belirtildiği üzere uzman görüşünün mahkemece değerlendirilmesi, uzman görüşüne aykırı hüküm verilecekse bunun gerekçelendirilmesi ve uzman görüşünün mahkemece düzenlettirilecek bilirkişi raporları ile çürütülmesi zorunludur. Aksi yönde bir görüş, hukuki dinlenme hakkını ihlal edeceğinden aynı zamanda adil yargılanma hakkının da ihlali sayılır. Uzman görüşü tarafsız da olsa tarafsız da olsa, dava konusuyla ilgili olmak şartıyla sunulan bilgi ve görüşler bilgi zenginliği oluşturacak, yargılamanın kalitesini artıracak ve en isabetli hükmün tesis edilmesine hizmet edecektir.

Son olarak, bilirkişilik kurumunda yapılan ve halen yapılmakta olan değişklikler uzman görüşünün önemini son derece artırmıştır. Özellikle hukuk fakültesi mezunlarının bilirkişilik yapmasının ve hukuki konularda bilirkişi raporunun düzenlenmesinin sıkı bir şekilde yasaklanması, tarafların hukuki meselelerde mahkemeyi ikna etmek için uzman görüşü kurumuna daha da ağırlık vermesine ve yukarıda belirtilen Anglo-Sakson hukukundaki taraf bilirkişiliği kurumuna daha da yaklaşılmasına neden olacaktır.

 

 

 

KAYNAKÇA

KILIÇOĞLU, Mustafa, 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu El Şerhi, İstanbul 2012

KURU,Baki/BUDAK, Ali Cem, Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun Getirdiği Başlıca Yenilikler, (İstanbul Barosu Dergisi, 2011/5 s.3-43)

KURU, Baki, Medeni Usul Hukuku Ders Kitabı, Ankara 2017

ÖZBEK, Mustafa Serdar, Uzman Görüşünün Yargılamada Değerlendirilmesi, (Türkiye Noterler Birliği Hukuk Dergisi 2017-1 s.63-162)

PEKCANITEZ,Hakan / ATALAY,Oğuz / ÖZEKES,Muhammet, Medeni Usul Hukuku Ders Kitabı (kısaca “Ders Kitabı”), İstanbul  2017

PEKCANITEZ, Hakan, Medeni Usul Hukuku Cilt II (kısaca “Cilt II”), İstanbul 2017

PEKCANITEZ, Hakan, Özel Uzman (Bilirkişi) Görüşü ve Değerlendirilmesi (Prof. Dr. Saim Üstündağ’a Armağan, Ankara 2009, s. 397-418)

TIMMBERBEIL, Sven, The Role of Expert Witnesses in German and U.S. Civil Litigation, Annual Survey of International & Comparative Law, A.B.D. 2003, Volume 9, Issue 1, Article 8

TOROMAN, Barış, Anglo-Amerikan Hukukunda Mahkeme Tarafından Tayin Edilen Bilirkişiler, Anadolu Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, Eskişehir 2013

 

 

 

[1] KILIÇOĞLU, Mustafa, 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu El Şerhi, İstanbul 2012, s.1178

[2] TIMMBERBEIL, Sven, The Role of Expert Witnesses in German and U.S. Civil Litigation, Annual Survey of International & Comparative Law, A.B.D. 2003, Volume 9, Issue 1, Article 8, s. 165-166, https://digitalcommons.law.ggu.edu/cgi/viewcontent.cgi?article=1076&context=annlsurvey (Erişim Tarihi 04.03.2018); TOROMAN, Barış, Anglo-Amerikan Hukukunda Mahkeme Tarafından Tayin Edilen Bilirkişiler, Anadolu Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, Eskişehir 2013, s.117-119 http://uvt.ulakbim.gov.tr/uvt/index.php?cwid=9&vtadi=TSOS&c=ebsco&ano=167614_735800736ed00ac65db54a2c07121694&? (Erişim Tarihi 04.03.2018);

[3] TIMMBERBEIL, s.167; TOROMAN, s.117-118

[4] Söz konusu yetki, Federal Rule of Evidence art.706 (Amerikan Federal Usul Kanunu m.706)’da düzenlenmiştir.

[5] TIMMBERBEIL, s.168

[6] TOROMAN, s. 119-121

[7] PEKCANITEZ, Hakan, Özel Uzman  (Bilirkişi) Görüşü Ve Değerlendirilmesi (kısaca “Uzman Görüşü”), Makaleler (2 Cilt), İstanbul 2016, dpn.36-39

 

[8] Bu konuda bkz: PEKCANITEZ, Hakan, Özel Uzman (Bilirkişi) Görüşü ve Değerlendirilmesi (Prof. Dr. Saim Üstündağ’a Armağan, Ankara 2009, s. 397-418) s. 407 bkz. “Buna karşılık uzman görüşü hukuki konuya da ilişkin olabilir.”; KURU,Baki/BUDAK, Ali Cem, Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun Getirdiği Başlıca Yenilikler, (İstanbul Barosu Dergisi, 2011/5 s.3-43)s.19; KURU, Baki, Medeni Usul Hukuku Ders Kitabı, Ankara 2017, s.316 bkz.“Uzman görüşü, karmaşık olan hukuki konularda mahkemelere ve hak arayanlara yardımcı olur.”; ÖZBEK, Mustafa Serdar, Uzman Görüşünün Yargılamada Değerlendirilmesi, (Türkiye Noterler Birliği Hukuk Dergisi 2017-1 s.63-162), s.91-99

[9] ÖZBEK, s.123, s.133 ve orada dpn.127’de belirtilen yazarlar

[10] PEKCANITEZ, Uzman Görüşü, dpn.29-30

[11] PEKCANITEZ (ATALAY, ÖZEKES), Ders Kitabı, s.411

[12] PEKCANITEZ,Hakan / ATALAY,Oğuz / ÖZEKES,Muhammet, Medeni Usul Hukuku Ders Kitabı (kısaca “Ders Kitabı”), İstanbul  2017, s.410

[13] PEKCANITEZ, Hakan, Medeni Usul Hukuku Cilt II (kısaca “Cilt II”), İstanbul 2017, s.1961

[14] Yarg. 11. H.D. 31.03.2016, E.7580, K.3513 (sinerjimevzuat.com.tr’den 11.03.2018’de temin edilmiştir.)

[15] PEKCANITEZ (ATALAY, ÖZEKES), Ders Kitabı, s.411

[16] PEKCANITEZ, Cilt II, s.1960

[17] KILIÇOĞLU, s.1179

[18] PEKCANITEZ (ATALAY, ÖZEKES), Ders Kitabı, s.410

[19] PEKCANITEZ, Cilt II, s.1960

[20] PEKCANITEZ (ATALAY, ÖZEKES), Ders Kitabı, s.410

[21] PEKCANITEZ (ATALAY, ÖZEKES), Ders Kitabı, s.411; bu konuda bkz. Yarg. 15. H.D. 06.11.2017, E. 2017/ 1782 , K. 2017 / 3805; Yarg. 15. H.D. 25.09.2017, E. 2017/ 1083 , K. 2017 / 3122 ; Yarg. 15. H.D. 10.11.2016, E. 2015/ 5127 , K. 2016 / 4635

[22] KURU, s.316

[23] PEKCANITEZ, Cilt II, s.1959

[24] PEKCANITEZ, Cilt II, s.1960

[25] Bkz. 3 Ağustos 2017 tarihli  30143 nolu Bilirkişi Yönetmeliği m.59 vd.

[26] Bkz. http://bilirkisilik.adalet.gov.tr/sayfalar/bilirkisili%C4%9Fekabulevebilirkisilikbasvuru.html (erişim tarihi: 11.03.2018)