Anonim ve Limited Şirketlerde Tek Borç İlkesi

Anonim ve Limited Şirketlerde Tek Borç İlkesi

Anonim ve Limited Şirketlerde Tek Borç İlkesi

Yazar: Av. Barış Erkan Çelebi

I- GİRİŞ

Sermaye şirketlerinde pay sahiplerinin, ortaklığa karşı taahhüt etmiş oldukları pay bedeli dışında herhangi bir ödeme yapmaya zorlanamaması kuralına genel olarak tek borç ilkesi denir. Tek borç ilkesi anonim ve limited şirketlerde ana hatlarıyla benzese de önemli farklılıklar bulunmaktadır. Limited şirketlerde tek borç ilkesinin değil, sınırlı sorumluluk ilkesinin bulunduğu kabul edilir. Sınırlı sorumluluk ilkesi şirketin, borç ve yükümlülüklerinden sadece sermayesiyle sorumlu olduğu ifadesiyle düzenlenmiş (TTK m.602), başka bir deyişle ortakların kişisel malvarlıklarıyla şirket borçlarından sorumlu olmayacağı kuralı kabul edilmiştir. Anonim şirketlerde tek borç ilkesi ise daha katı ve kapsamlı bir kural olarak, ortaklara pay bedelini ödeme yükümlülüğü dışında hiçbir borç yüklenemeyeceği şeklinde düzenlenmiştir(TTK m.480).

Bu çalışmada önce anonim şirketlerde tek borç ilkesi kapsamlı olarak incelenecek, daha sonra ise limited şirketlerde sınırlı sorumluluk ilkesi, anonim şirketler kısmından farklarıyla genel olarak değerlendirilecektir.

II- ANONİM ŞİRKETLERDE TEK BORÇ İLKESİ

A. TANIMI

Anonim şirketlerde tek borç ilkesi, paysahiplerine, taahhüt ettiği pay bedelini ifası borcu dışında nitelik ve türü ne olursa olsun dolaylı veya dolaysız tarzda başka hiçbir borç yükletilememesidir[1]. Bu kural, TTK’nın 480. Maddesinde “Kanunda öngörülen istisnalar dışında, esas sözleşmeyle pay sahibine, pay bedelini veya payın itibarî değerini aşan primi ifa dışında borç yükletilemez.” Şeklinde düzenlenmiştir ve yine TTK’nın 340. Maddesi uyarınca emredici bir kuraldır. Dolayısıyla bu hükme aykırı esas sözleşme düzenlemeleri ve genel kurul kararları geçersizdir[2]. Ancak bu hüküm kapalı anonim şirketlere özgü olup, Sermaye Piyasası Kanunu’nda paysahiplerine getirilen özel yükümler nedeniyle halka açık anonim şirketlere uygulanmaz[3].

Uygulamada sık rastlanan ve tek borç ilkesini ihlal eden bazı borçlar şunladır[4]: hisseleri belli bir fiyattan satma (put option), ya da alma hakkı (call option), paysahiplerinin şirketten mal alma veya şirkete mal satma zorunluluğu, ek ödeme zorumlulukları vb.

B. TEK BORÇ İLKESİNİN KANUNİ İSTİSNALARI

1. Prim Borcu

Primli pay veya agiolu pay, esas sözleşmede hüküm bulunması veya genel kurulun bu yönde karar alması yoluyla, itibari değerinden yüksek bir bedelle çıkarılmış paydır. Prim ödenmesi ile şirkete, esas sermayeden hariç bir mal artışı kazandırılmaktadır. Primli paylar taahhüt edilen sermaye borcunun bir parçası olarak kabul edildiğinden gerek TTK’nın 480/1. Maddesi uyarınca, gerek ise doktrinde[5] tek borç ilkesinin bir istisnası olarak kabul edilmiştir. Ancak primin ödenmemesi durumunda ıskat müeyyidesi uygulanamaz.[6]

2. Tali Yükümlülükler

TTK’nın 480/4. maddesinde belirtilen tali (ek veya ikincil) yükümlülükler, pay bedellerini ifa borcundan başka, belli zamanlarda tekrarlanan ve para olmayan edimleri yerine getirme yükümlülüğüdür[7].Örneğin şerek pancarı, et, süt, deri veya un üretimi ile uğraşan bir anonim şirketin paysahiplerinin, üretimin yapılmasını sağlamak adına belli dönemlerde belli miktarda şeker pancarı, et, süt, buğday vb. teslim etmek yükümlülükleri esas sözleşme ile kararlaştırılmışsa bu yükümlülükler sermaye taahhüdü borcuna ek, yani tali yükümlülüklerdir[8].

3.  Temerrüt Faizi veya Cezai Şart

TTK’nın 482. Maddesi uyarınca, taahhüt edilen payların bedelerinin geç ödenmesi halinde temerrüt faizi ödenmesi istenebilir ve yine ilgili maddenin verdiği izne istinaden esas sözleşme uyarınca cezai şart ödenmesi kararlaştırılabilir. Bu şekilde ödenmesi gereken temerrüt faizi ve cezai şart, ek ödeme yükümü sayılmamaktadır[9].

4. Sır Saklama Yükümlülüğü

Anonim şirket paysahiplerinin sır saklama yükümlülüğü olduğuna dair pozitif bir hukuk normu bulunmamakla birlikte, paysahiplerinin bilgi alma ve inceleme hakkını düzenleyen TTK’nın 437. Maddesi’nin 3. Fıkrası’nın “Bilgi verilmesi, sadece, istenilen bilgi verildiği takdirde şirket sırlarının açıklanacağı veya korunması gereken diğer şirket menfaatlerinin tehlikeye girebileceği gerekçesi ile reddedilebilir.“ hükmü, şirket sırlarının korunması amacıyla pay sahibinin bilgi alma hakkının sınırlandırılabileceğini belirtmiştir. Bu hükmün, pay sahiplerine açık bir sır saklama yükümlülüğü yükleyip yüklemediği ise doktrinde tartışmalıdır[10].

B. SADAKAT YÜKÜMLÜLÜĞÜ VE REKABET YASAĞI

1. Genel Olarak Sadakat Yükümlülüğü ve Rekabet Yasağı      

Anonim ortaklıkta tek borç ilkesi açısından tartışmalı hususlar başta sadakat yükümlülüğü ve beraberinde gelen rekabet yasağıdır.

Rekabet yasağı kısaca anonim ortaklıkta yönetim kurulu üyelerinin ortaklıkla rekabet etmeme yükümlülüğüdür. Rekabet yasağının amacı, ortaklığın sırlarını bilen ve karar alma mekanizmasında etkili olan kişilerin bu pozisyonlarını kötüye kullanarak yaratacakları haksız rekabetle ortaklığa ve sermayesine zarar vermelerini önlemektir.

            Türk Ticaret Kanunu’nun 396. Maddesi’nde düzenlenen rekabet yasağı, anonim ortaklığın yönetim kurulu üyelerine, genel kurul izni almadan, şirketin faaliyet konusuna giren ticari işlerle uğraşmayı yasaklamaktadır. Burada şirketin faaliyet konusundan kasıt esas sözleşmede yazan konular değil, şirketin fiilen faaliyet gösterdiği alanlardır.

Rekabet yasağının ihlal edilmesinin sonucunda ise anonim ortaklığın seçimlik hakları vardır: a) Ortaklığın zararının tazmini istemek veya b) Tazminat yerine yapılan işlemi şirket adına yapılmış saymak ve üçüncü kişiler hesabına yapılan sözleşmelerden doğan menfaatlerin şirkete iadesi için dava etmek. Bu seçimlik hakkın kullanılması hakkı rekabet yasağını ihlal eden üye hariç diğer YK üyelerine aittir; tüm YK üyelerinin ihlal etmesi durumunda ise seçme hakkı genel kurula aittir.[11]

2. Paysahipleri Hakkında Rekabet Yasağı

            Anonim şirket paysahipleri hakkında ise kanunda herhangi bir sadakat yükümlülüğü veya rekabet yasağı düzenlenmemiş olup, yukarıda açıklandığı üzere tek borç ilkesi gereğince kural olarak paysahiplerinin anonim şirket pay sahiplerinin rekabet yasağına tabi olmadığı görüşü doktrinde baskın görüştür. Ancak bu görüşü savunanlar dahi pay sahiplerinin dürüstlük kuralına uygun davranmakla yükümlü olduğunu kabul ederler. Zira dürüstlük kuralı tek borç ilkesinden önce gelmektedir ve dolayısıyla sadece pay sahipleri değil tüm kişiler dürüstlük kuralına uygun davranmakla yükümlüdür. Burada ortaya çıkan sorun, dürüstlük kuralının beraberinde sadakat yükümlülüğü getirip getirmeyeceğidir.

            Sadakat (bağılılık) yükümlülüğü, pay sahibinin AO’yu ve diğer pay sahiplerinin ortaksal menfaatlerini destekleme, onların ortaksal menfaatlerine aykırı hareket etmeme, ortaklığın menfaatlerini kendi menfaatlerine üstün tutma borcudur.[12] Sadakat yükümlülüğün görünümlerinden birisi de şirket ile rekabet etme yasağıdır; dolayısıyla pay sahiplerinin sadakat yükümlülüğü olduğu kabul edildiği takdirde doğal olarak rekabet yasağına tabi oldukları sonucu çıkacaktır. [13]

Tekinalp’e göre <kişi ortaklıklarında söz konusu olan, ortakların müşterek amaç için birlikte çaba harcamaları ve sorumlu bulunmaları durumu, anonim ortaklıkta mevcut değildir. Bu nedenle pay sahiplerinin gerek ortaklığa gerekse de birbirlerine karşı sadakat yükümlülüğü veya rekabet yasağı yoktur. Ortaklıktaki pay sahibi sayısı kaç olursa olsun pay sahiplerinin birbirleriyle herhangi bir ortaklık ilişkisi de yoktur. Zira anonim ortaklığın yapısı sermayeye dayalı ve kişisellikten soyutlanmış niteliktedir. Dürüstlük kuralı ise tek başına veya başka gruplarla birlikte ortaklığı yöneten pay sahipleri için geçerlidir ve pay sahiplerinin oy kullanırken ortaklığa zarar verme kastıyla hareket etmesi halinde tazminat sorumluluğu doğurur. Ancak bu sorumluluk pay sahiplerine yüklenen ek bir sorumluluk değil, herkesin tabi olduğu dürüst davranma sorumluluğunun bir sonucudur>[14].Doktrindeki pek çok diğer görüş ise Tekinalp’in işbu görüşü ile örtüşmektedir. [15]

            Domaniç ise konuyu şu şekilde ele almıştır: “İdare ve temsil işlerinde yetkili olsun olmasın, sınırsız sorumlu kollektif şirket ortaklarının aksine, anonim şirket ortakları rekabet yasağına tabi değildir. Ancak TK.1 ve 138 yollaması nedenile anonim şirket ortaklarının da, <şirketin gayesine muhalif veya muzır işleri yapmaması> lazımdır, BK.526/3.”. [16]

            Ali Paslı ise anonim ortaklıkta “kontrol sahibi” pay sahiplerinin genişletilmiş dürüst davranma zorunluluğundan bahsetmiştir. <Anonim ortaklıkta “kontrol”, yönetim mekanizması  üzerindeki hakimiyeti, ortaklık işlerinin belli bir yönde yürütülmesinin sağlanmasını ifade etmektedir. Kural olarak genel kuruldaki oy çokluğunu elinde bulunduran pay sahipleri kontrolü de elinde bulundururlar. Özel hukukun tüm alanlarında tüm taraflara dürüst davranma zorunluluğu getiren MK m.2 hükmü, kontrol sahiplerinin ortaklık bünyesindeki faaliyetlerindeki serbestliği sınırlamaktadır. Pay sahibi, ortaklıkla ilgili faaliyetlerde bulunurken veya oy hakkını kullanırken kendi menfaatini ön plana alabilse de, gerek ortaklık tüzel kişiliğinin gerek de kendisi dışındaki pay sahipleri ve diğer ilgilerinin menfaatlerini boş yere zedelememelidir. Dolayısıyla kontrol sahibinin dürüst davranma zorunluluğu daha geniş kapsamlıdır>. [17]

            Her ne kadar pay sahiplerinin rekabet yasağına tabi olmadığı ve dürüst davranma yükümlülüğünün kural olarak sadakat yükümlülüğü doğurmayacağı doktrindeki baskın görüş olsa da, özellikle az sayıda pay sahibinin bulunduğu anonim şirketlerde bir veya birkaç pay sahibinin pay çokluğu veya imtiyazlı paylarla yönetim kurulunu kontrol etmenin de önüne geçip fiilen şirketi yönettiği, yazışmaları ve görüşmeleri gerçekleştirdiği, kararları aldığı ve stratejileri belirlediği durumlarda yukarıdaki görüşe karşıt olarak pay sahiplerinin rekabet yasağına tabi kabul edilebileceği görüşü ortaya çıkmaktadır.

            Füsun Nomer Ertan bu gibi durumlarda “Uygulamada, çoğunluk paysahiplerinin zaten yönetim kurulu üyesi sıfatı taşıdıkları ve doktrinde de yönetim kurulu üyesi olmamakla birlikte, yönetim kurulu üyesinin görev ve yetkilerini fiilen üstlenmiş olan pay sahiplerinin, yönetim kurulu üyesinin yükümlülüklerine tabi oldukları, dolayısıyla rekabet etmeme yükümlülüğü altında oldukları kabul edildiği dikkate alınırsa, çoğunluk pay sahibinin de aslında yönetici sıfatı gereği sadakat yükümlülüğü ve rekabet yasağı altında olduğu görülür.” Şeklinde rekabet yasağının pay sahiplerine de uygulanacağı görüşünü bildirmiştir.[18] Bu görüş özellikle İsviçre öğretisinde ve fedaral mahkeme kararlarında benimsendiği gibi Türk ve Alman öğretisinde de bazı yazarlarca savunulmaktadır.[19]

3. Esas Sözleşme ile Rekabet Yasağı Getirilip Getirilemeyeceği Hususu

İrdelenmesi gereken bir başka sorun da esas sözleşme ile pay sahiplerine rekabet yasağı getirilip getirilemeyeceği hususudur. Doktrindeki ağırlıklı görüşün ve İsviçre ve Almanya fedaral mahkemelerinin kabul ettiği görüş uyarınca, tek borç ilkesi gereği paysahipleri için akdi rekabet yasağı getirilemeyecektir[20]. Tek borç ilkesinin kanuni istisnası olan tali yükümlülükler ise yapısı gereği “muayyen zamanlarda tekerrür eden” ve konusu para olmayan edimler olup rekabet yasağını kapsamayacaktır.[21]

            Öte yandan Tekinalp, doktrindeki bu katı görüşü biraz esneterek, her ne kadar kural olarak rekabet yasağı paysahiplerine uygulanmasa da, “aile AO gibi özelliği olan AO’larda, somut olayın şartlarının haklı gösterdiği, mesela büyük paysahibinin YK üyesi olmadığı halde fiili bir organ gibi AO’nun iradesinin teşekkülünde etkili rol oynadığı bir ortaklıklar topluluğu kapalı hakim ortaklığın, bağlı ortaklığın fiili organı gibi hareket ettiği hallerde mezkur paysahipleri bakımından bağlılık yükümü kabul olunmalıdır.” Şeklinde, istisnaen rekabet yasağının uygulanabileceğini belirtmiştir[22].

4. Paysahipleri Sözleşmesi ile Rekabet Yasağı

Bu noktada tartışılması gereken bir diğer husus da, tek borç ilkesinin katı bir şekilde uygulanacağı ve esas sözleşmede rekabet yasağı düzenlenemeyeceği varsayımında, bir şekilde esas sözleşmeye girmiş bir rekabet yasağı maddesinin hükmünün ne olacağıdır. Bilindiği üzere ticaret sicil müdürü, tescil edilmesi istenen esas sözleşmelerin kanuna uygun olup olmadığını denetler; kanunda esas sözleşmenin içeriğine yönelik sayılmış konular dışında bir konunun düzenlenmiş olması halinde tescil talebini reddeder. Ancak buna rağmen bir şekilde tescil edilmiş olan rekabet yasağının hükmünün ne olacağı önem arz etmektedir. Mehmet Bahtiyar, ortaklık anasözleşmesine kanunda belirtilmeyen bir takım borçlar hukuku sözleşmelerinin dahil edildiği takdirde bunların kendiliğinden geçersiz olmayacağını, sadece TTK kapsamında ortaklığa karşı geçersiz olacağını, ancak sözleşme özgürlüğü ilkesi gereği pay sahipleri arasında geçerli olacağını ve ihlali halinde Borçlar Kanunu kapsamında tazminat yükümlülüğünün gündeme geleceğini belirtmiştir.[23]

            Esas sözleşme konusunda görüş birliği olmasa da, pay sahipleri sözleşmesi vasıtasıyla pay sahiplerine yönelik rekabet yasağı düzenlenebileceği görüşü doktrinde genel olarak kabul edilmektedir.[24] Pay sahipleri sözleşmesi, “anonim ortaklık paysahiplerinin tamamının veya bir kısmının, paysahibi olarak kendi aralarındaki hukuki ilişkiyi, kendilerinin ortaklıkla olan ilişkilerini veya ortaklığın tabi olmasını arzu ettikleri düzeni belirlemek üzere akdettikleri bir sözleşmedir”.[25]  Bu sözleşme, sözleşmeye taraf paysahipleri arasında bir tür anayasa niteliği taşımaktadır. [19] Pay sahipleri sözleşmesinde, esas sözleşmeye konu edilemeyen, AO’nun finansmanına, sona erme sebeplerine, pay satma ve/veya satın alma zorunluluğuna, rekabet yasağı, bağlılık yükümü, pay devrinde önce belli pay sahiplerine öneride bulunma koşulu gibi borçlara yer verilebileceği gibi esas sözleşmede düzenlenen hükümlerden sapan hak ve borçlar da düzenlenebilir.

            Pay sahipleri sözleşmesi (SHA veya Shareholders Agreement) ticaret kanununda düzenlenmemiş olup borçlar kanununa tabi bir adi sözleşmedir ve bu nedenle ihlali halinde uygulanacak yaptırımlar kural olarak Borçlar Kanunu’na tabi olup, ortaklar istese dahi ortaklıklar hukuku yaptırımlarına tabi tutulamaz.[26] Bu nedenle, her ne kadar bazı hükümlerinin ihlali halinde doğrudan ifa gündeme gelebilse de, rekabet yasağı hükmünün ihlali halinde yukarıda da belirtildiği gibi sadece tazminat gündeme gelebilecek, başka bir deyişle TTK’nın 396. Maddesi’nde belirtilen “tazminat yerine yapılan işlemi şirket adına yapılmış saymak ve üçüncü kişiler hesabına yapılan sözleşmelerden doğan menfaatlerin şirkete ait olduğunu dava” etme hakkı söz konusu olmayacaktır. İlaveten, istenecek tazminat anonim ortaklık lehine değil davacı pay sahibi lehine istenebilecektir, meğer ki aksi kararlaştırılmış olsun.

5. Görüşlerin Tartışılması

Kanaatimce, her ne kadar kural olarak anonim şirket pay sahiplerinin rekabet yasağına tabi olmadığı kabul edilse de, somut olayın şartlarına göre şirketteki konumu ve şirket üzerindeki nüfuzu gereği şirketle rekabete girmesinin dürüstlük kuralıyla bağdaşmayacağı pay sahiplerinin sadakat yükümlülüğüne ve rekabet yasağına tabi olduğu kabul edilmelidir.

Burada dikkat edilmesi gereken husus pay sahibinin “fiili olarak şirketi yöneten pay sahiplerinin de tıpkı yönetim kurulu üyeleri gibi sadakat yükümlülüğüne tabi kabul edilmesi” şeklinde bir yaptırımdan ziyade, tıpkı bir yönetim kurulu üyesi gibi şirketin sırlarına hakim olan, şirketin karar ve işlemlerini belirleyen ve aynı şekilde ortaklığın da onların bilgi ve tecrübesine ihtiyaç duyabildiği bu pay sahibi kişilerin şirketle rekabete girmesinin caiz olup olmadığıdır. Kanaatimce pay sahiplerinin rekabet yasağına tabi kabul edilmesini meşru kılan hadise pay sahibinin yönetim kurulu üyesi gibi davranması ve yönetim kurulu üyesinin sorumluluklarının kıyasen pay sahibine uygulanması değil, MK.2’de belirtilen dürüstlük kuralı uyarınca geniş bir perspektiften bakıldığında, dolaylı da olsa şirketi yöneten pay sahibinin hem şirkete zarar verici rekabete neden olacak girişimlerde bulunmasının hem de pay sahipliğinden doğan haklarını dürüst ve tarafsız bir şekilde kullanmasının objektif olarak beklenemeyecek ve kabul edilemeyecek olmasıdır.

             Konuyla ilgili Yargıtay henüz emsal bir karar vermemiş olsa da rekabet yasağından doğacak dava ilk derece mahkemesinin önüne geldiğinde mahkeme, rekabet yasağını ihlal ettiği iddia edilen pay sahibinin davacı şirketteki rolü, şirketin yapısı, ortakların sayısı ve hisseleri, şirketin faaliyet konusu, bulunduğu piyasa koşulları, rekabete konu işletmenin ya da şirketin faaliyet konusu ve ortağın bu işletme ya da şirketteki rolü de göz önünde bulundurulmak üzere somut olayın şartlarına göre değerlendirmeli ve karar vermelidir. Eğer davalı ortağın davacı şirketi fiilen yönettiği, iki şirketin doğrudan rekabet halinde olduğu ve bu rekabetin, somut olayın özellikleri de göz önüne alındığında davalı ortağın pay sahipliğinden doğan haklarını dürüst ve tarafsız bir şekilde kullanmasının (ki şirketi dolaylı olarak yönetmek de bu hakların bir görünümüdür) objektif olarak beklenemeyeceğine kanaat getirilirse, rekabet yasağının ihlal edildiği kabul edilmelidir.

Kural olarak pay sahibinin rekabet yasağına tabi olmadığı, istisnasının ise somut olayın şartlarına göre değerlendirilmesi gerektiğini savunduğuma göre esas sözleşmede pay sahiplerine yönelik rekabet yasağının düzenlenemeyeceğini kabul etmek gerekir. Zira pay sahibinin rekabet yasağına tabi olması istisnai bir durum olup, tek borç ilkesine rağmen, rekabete konu somut olayın şartları gözetilmeksizin, esas sözleşmede peşinen pay sahiplerine yönelik rekabet yasağı düzenlenmesi kanunun lafzına ve ruhuna açıkça muhalefet yaratacaktır.

            Ancak, bir şekilde esas sözleşmede tescil edilen rekabet yasağı hükmü ortaklıklar hukuku açısından geçersiz olsa da irade özgürlüğü prensibi uyarınca borçlar hukuku tarafından korunur. Esas sözleşmede düzenlenen, pay sahiplerine yönelik rekabet yasağı pay sahipleri arasında adi bir sözleşmedir. Bunun sonucu olarak rekabet yasağının ihlali halinde TTK m.396’da belirtilen haklar doğmaz; borçlar hukuku genel hükümlerine göre tazminat gündeme gelir.

            Aynı şekilde, Shareholders Agreement diye de anılan pay sahipleri sözleşmesi de pay sahipleri arasındaki adi bir ortaklık sözleşmesidir; rekabet yasağı ve diğer birçok hüküm serbestçe düzenlenebilir ve uygulamada da düzenlenmektedir. Bu hükmün ihlalinde de ihlal eden pay sahibi, akit taraflara, genel hükümlere göre tazminat ödemek zorunda kalır. Anonim ortaklık da pay sahipleri sözleşmesine taraf olarak tazminat talebinde bulunabilir. Bu tazminat hakkının kullanılmasının, aslında TTK m.396’daki ilk seçimlik hak olan “Bu hükme aykırı harekette bulunan yönetim kurulu üyelerinden şirket tazminat istemek…” hakkından pratik olarak bir farkı yoktur.

D) PAYSAHİPLERİ SÖZLEŞMESİYLE YÜKLENEN BORÇ VE YÜKÜMLER

Yukarıda da belirtildiği gibi paysahileri sözleşmesi paysahipleri arasında anayasa niteliği taşıyan, esas sözleşmede belirtilen hükümlerin yanında esas sözleşmeye giremeyecek pay satma ve/veya satın alma zorunluluğu, rekabet yasağı, bağlılık yükümü, paylar üzerinde önalım hakkı gibi hak ve borçların düzenlendiği bir borçlar hukuku sözleşmesidir[27]. Bu sözleşme ile anonim ortaklığa paralel olarak bir adi ortaklık kurulur ve bu ortaklık TTK’ya değil, TBK’ya tabidir[28]. Anonim şirket de sözleşmeye taraf olabilir, ancak şirketin hak ve borçları TTK’ya değil, Borçlar Hukuku’na tabidir[29]. Bu nedenle Borçlar Hukuku’ndaki aynen ifa borçları çoğu zaman anonim şirkete karşı genelde tazminata dönüşür.

Örneğin, paysahipleri sözleşmesine aykırılık nedeniyle genel kurul kararı iptali, hisse devri iptali, ortaklığın feshi gibi şirketler hukukuna özgü yaptırımlar istenemez; ancak borca aykırılıktan zarar gören zararın tazmini talep edilebilir. Paysahipleri sözleşmesinde öngörülen alım hakkına aykırılık nedeniyle borçlunun hisse senetlerinin alacaklıya verilmesine mahkemece hükmedilebilir, ancak bu borç esas sözleşmece korunmadığı için payları devralan iyiniyetli 3. Kişilere karşı ileri sürülemez[30].

III- LİMİTED ŞİRKETLERDE TEK BORÇ İLKESİ

A. TANIMI

Limited şirket, şahıs şirketlerine ilişkin kişilsel ögeleri barındıran bir sermaye şirketidir[31]. Dolayısıyla tıpkı anonim şirketteki gibi, ortakların sorumluluğunun sermaye taahhütleri ile sınırlı olduğu ilkesi geçerlidir.

Limited şirketlerde ortakların sınırlı sorumluluğu ilkesi, TTK’nın “Ortakların Sorumluluğu” başlıklı 602. Maddesinde dolaylı olarak düzenlenmiş ve “Şirket, borç ve yükümlülükleri dolayısıyla sadece malvarlığıyla sorumludur.” Şeklindeki hükümle, şirketin borçları nedeniyle ortakların malvarlığına gidilemeyeceğine hükmedilmiştir.

Sermaye borcu dışında ortakların başka birtakım kanuni borçlarının da bulunması nedeniyle limited şirketlerde tek borç ilkesinin geçerli olmadığı kabul edilir[32].

B. ORTAKLARIN SERMAYE BORCU DIŞINDAKİ KANUNİ YÜKÜMLÜLÜKLERİ

1. Ek Ödeme Yükümlülüğü

Anomim şirketten farklı olarak limited şirkette ortaklara, pay bedeli borcu yanında bazı ek ödeme yükümlülükleri de getirilebilir. Bu ek ödeme, şirket sözleşmesinde ancak esas sermaye payını esas alan belirli bir tutar olarak öngörülebilir ve esas sermaye payının itibarî değerinin iki katını aşamaz.

            TTK’nın 603. Maddesinde düzenlenen ek ödeme yükümlülüğünün getirilmesinin şartları;

a) Şirket esas sermayesi ile kanuni yedek akçeler toplamının şirketin zararını karşılayamaması,

b) Şirketin bu ek araçlar olmaksızın işlerine gereği gibi devamının mümkün olmaması,

c) Şirket sözleşmesinde tanımlanan ve özkaynak ihtiyacı doğuran diğer bir hâlin gerçekleşmiş bulunmasıdır.

2. Yan Edim Yükümlülüğü

Anonim şirketlerde tali(ikincil) yükümlülüklere paralel olarak limited şirketlerde yan edim yükümlülükleri, TTK’nın 606. Maddesinde düzenlenmiştir. Yan edim yükümlülükleri, şirket esas sözleşmesinde öngörülen ve “şirketin işletme konusunun gerçekleşmesine hizmet edebilecek” yükümlülüklerdir. Bu yükümlülükler, sermaye payı borcu ve ek ödeme yükümleri dışında, ortakları şirkete karşı ifa borcu altına sona ayni edimlerdir[33]. Örnek olarak da tıpı anonim şirketlerdeki tali yükümlülüklerdeki gibi, meyve suyu imal eden bir şirketin ortaklarına her yıl düzenli aralıklarla belirli miktarda meyve teslimi yükümü yüklenmesi örnek gösterilebilir.

3. Rekabet Yasağı, Bağlılık Yükümü ve Sır Saklama Yükümü

Limited şirkette ortakların rekabet yasağı, bağlılık yükümü ve sır saklama yükümü, TTK’nın 613. Maddesinde beraber düzenlenmiştir.

Maddenin ilk fıkrasında, ortakların şirket sırlarını korumakla yükümlü oldukları ve bunun aksinin kararlaştırılamayacağı belirtilmiştir.

İkinci fıkrada ise bağlılık yükümü, “Ortaklar, şirketin çıkarlarını zedeleyebilecek davranışlarda bulunamazlar. Özellikle, kendilerine özel bir menfaat sağlayan ve şirketin amacına zarar veren işlemler yapamazlar.” Hükmüyle belirtilmiştir. Başka bir deyişle bağlılık yükümü, ortağın çıkarı ile şirketin menfaati çatıştığı hallerde şirketin menfaatinin tercih edilmesidir[34]. Burada bağlılık yükümünün kapsamı geniş tutulmuş, şirketin işletme konusu ile ilgili eylemlerle sınırlı tutulmamış, şirket çıkarlarını zedeleyen her türlü davranış yasak kapsamına alınmıştır[35]. Şirketin işletmesini genişletmek amacıyla satın almayı planladığı bir arsayı bir ortağın daha önce davranıp satın alması, şirketin  çıkarlarını zedelebilecek davranışlara örnektir[36].

Sır saklama yükümlülüğünden farklı olarak, esas sözleşmedeki bir hüküm ile yahut tüm ortakların yazılı muvafakati ile, ortakların bazıları veya tamamı bağlılık yükümlülüğünden muaf tutulabilir.[37]

Ortaklara ilişkin rekabet yasağı ise kanundan doğmayıp, 613. Maddenin ikinci fıkrasının “Şirket sözleşmesiyle, ortakların, şirketle rekabet eden işlem ve davranışlardan kaçınmak zorunda oldukları öngörülebilir.” Hükmünün imkan tanıdığı üzere esas sözleşmede düzenlenebilen sözleşmesel bir yasaktır. Başka bir deyişle, limited şirket ortakları, aksi esas sözleşmede düzenlenmedikçe, rekabet yasağına tabi değildir. Söz konusu rekabet yasağının tanımına ilişkin ise, müdürlere ilişkin ve 626. Madde’de düzenlenen “şirketle rekabet oluşturan bir faaliyette bulunmama” yükümlülüğüne atıf yapılmıştır.

4. Kamu Borçlarından Sorumluluk

Limited şirket ortakları, 6183 sayılı Amme Alacaklarını Tahsil Usulü Hakkında Kanun’un 35. Maddesi uyarınca, kamu idaresine karşı şirketin ödenmeyen veya ödenmeyeceği anlaşılan borçlarından dolayı hisseleri oranında ve sınırsız sorumludur.

C. ORTAKLARIN ŞİRKETE OLAN SERMAYE TAAHHÜT BORCUNUN HACZİ

1. Genel Olarak

Limited şirket, en fazla tercih edilen şirket türüdür. 2017 Eylül ayı itibariyle ülkemizde 719.415 aktif limited şirket bulunmaktadır[38]. Limited şirketin tercih edilme nedenlerinden en önemlileri, ortakların sorumluluğunun sınırlı olması, kuruluşunun ve kapanışının ise nispeten kolay ve az masraflı olmasıdır.

TTK’nın 580. Maddesi uyarınca limited şirket en az 10.000 TL sermaye ile kurulup 344. Madde uyarınca sermayenin en az %25’i kuruluştan önce, geri kalanı ise tescilden en geç 24 ay içinde ödenmek zorundadır. Başka bir deyişle limited şirketin kuruluşu için peşin olarak 2.500 TL sermaye ödemesi yeterlidir; kalanı ise 2 sene içerisinde ödenmek zorundadır. Ancak bakiye sermaye borcunun ödenmesini dışarıdan denetleyecek bir mekanizma bulunmamaktadır.  Ödenmemiş sermaye borcunu talep hakkı şirket yönetiminin ya da iflas halinde tasfiye memurunun veya iflas idaresinin olup, alacaklıların ve 3. Kişilerin böyle bir talep hakkı yoktur[39]. Bu durum, uygulamada limited şirketlerin bakiye %75 prim borçları ödenmeden borca batırılıp kapatılmalarına ve suistimale neden olmaktadır.

Hacze kabil malı bulunmayan limited şirketin alacaklılarının bu durumda başvurabileceği tek yöntem, şirket ortaklarının şirkete ödenmeyen sermaye borcuna gitmektir. Neticede ortaklar, şirket tüzel kişiliğinden bağımsız kişiler olup, İcra İflas Kanunu’nun 89. Maddesi de kural olarak borçlunun alacaklı olduğu 3. Kişiler nezdindeki hak ve alacakların haczedilmesine müsaade etmektedir.

Sermaye şirketinin alacaklarından dolayı ortakların şahsi malvarlığına gitme fikri ilk bakışta şirketler hukuku temel mantığına aykırı görüldüğünden Yargıtay  içtihatlarında uzun süre, ortakların şirkete olan sermaye borçlarının İİK m.89 uyarınca haczedilemeyeceği görüşü kabul edimiş; gerekçe olarak da ortakların şirket nezdinde 3. Kişi olarak kabul edilemeyeceği belirtilmiştir.

Ancak geçtiğimiz yıl Yargıtay içtihat değiştirerek ortakların şirkete olan sermaye borçlarının İİK m.89 uyarınca haczedilebileceğine karar kılmıştır. Çalışmanın son kısmında bu önemli gelişmenin oluşumu ve nedenleri incelenecektir.

2. Doktrinin Görüşü

Limited şirket ortaklarının sermaye borcunun alacaklılarca İİK’nın 89. Maddesi uyarınca haczedilebileceği, doktrindeki[40] hakim görüştür.

Öncelikle karşıt görüşe[41] göre <limited şirketin sermayesini oluşturan malvarlığı, şirket alacaklıları için garanti teşkil etmektedir ve alacaklılardan birinin diğer alacaklılardan önce davranarak şirket sermaye borcunu haczedip alacağını tahsil etmesi hem sermayenin garanti fonksiyonuna, hem de alacaklılar arasındaki eşitlik ilkesine aykırıdır. Kaldı ki, sermaye borcu İİK m.89 uyarınca haczedilse bile ortak, sermaye borcunu alacaklıya değil yine şirkete öder; söz konusu haciz sadece hakkın veya malın 3. Kişilere devrine engel olur.>

Ersin Çamoğlu[42]’na göre; <şirket alacaklıları ile ortaklar arasında herhangi bir hukuki ilişki yoktur. Haciz işleminde alacaklıların muhatabı ortaklar değil, şirkettir. Ortağın şirkete karşı tüm borcu sermaye borcundan ibaret olup, sermaye borcu ifa edildiğinde de ortağın borçları sona erer. Sermaye borcunun haczedilemeyeceği görüşüne argüman olarak şirket sermayesini haczetmenin diğer alacaklıların hakkını çiğneyip sermayenin garanti fonksiyonuna zarar vereceği savunulabilecek olmasına rağmen, bu durum şirkete yönelik tüm haciz işlemleri açısından söylenebileceği için önemi yoktur. Pozitif hukukta, sermaye borcunun haczedilemeyeceğiyle ilgili bir hüküm yoktur. Sermaye borcunun haczedilemeyeceğini kabul etmek, bu borcun iflas masasına da girmeyeceği gibi bir sonuca götürür ki bu sonuç kabul edilmezdir. Kaldı ki, ortak sermaye borcunu ödedikten sonra bu mal ve hakların haczedilebileceği tartışılmazken, sermaye borcu ödenmeden bu alacağın haczedilmesinin kabul edilmemesi yerinde değildir; zira arada herhangi bir fark yoktur. Bu nedenle limited şirket ortaklarının sermaye borcunun alacaklılarca İİK’nın 89. Maddesi uyarınca haczedilebileceği kabul edilmelidir.>

Gökçe Topuz[43] ise, cebri icra hukukunda kural olarak borçlunun borçlarından tüm malvarlığı ile sorumlu olduğunu, parasal değeri olan tüm hak ve alacakların haczin konusunu oluşturduğunu, Türk Ticaret Kanunu’nda da sermaye borcunun şirket aktifleri arasında sayıldığını ve dolayısıyla sermaye borcunun şirket aktifleri olarak haciz konusu olabileceğini, haczedilemezliğin ise yalnızca yasa ile düzenlenebileceğini, limited şirketi diğer borçlulardan ayıran veya sermaye borcunu diğer aktiflerden ayıran bir madde de olmadığına göre limited şirket ortaklarının sermaye borcunun alacaklılarca İİK’nın 89. Maddesi uyarınca haczedilebileceğini savunmaktadır.

Ahmet Cahit İyilikçi[44] bu konuda; şirket ortaklarının şirkete karşı 3. Kişi konumunda olduğu, şirket ortaklarının şirkete olan şahsi borçlarının İİK m.89 uyarınca haczedilebileceğinin de bunun kanıtı olduğunu, pozitif hukuk kuralı olarak İİK m.89’da sermaye borcunun haczedilemeyeceği belirtilmediğine göre Yargıtay’ın haczedilemeyeceği yönündeki görüşüne katılmanın mümkün olmadığını, dolayısıyla limited şirket ortaklarının sermaye borcunun alacaklılarca İİK’nın 89. Maddesi uyarınca haczedilebileceğini savunmaktadır.

3. Yargıtay’ın Görüşü

Yargıtay yerleşik içtihatında[45] uzun süre “limited şirket ortaklarının borçlu şirket yönünden 3. Kişi sayılamayacağı” gerekçesiyle İİK m.89 uyarınca şirket ortaklarınına ödenmemiş sermaye borçları nedeniyle haciz ihbarnamesi gönderilemeyeceği görüşünde olmuş ve ortaklara gönderilen haciz ihbarnameleri nedeniyle açılan şikayet davalarının ve menfi tespit davalarının kabul edilmesi gerektiğini belirtmiştir.

Ancak, 12. Hukuk Dairesi’nin bu görüşüne karşın diğer daireler[46], ortakların şirkete olan şahsi borçlarının İİK m.89 uyarınca haczedilebileceğini, şahsi borçlarından dolayı ortakların şirkete karşı 3. Şahıs konumunda kabul edilmesi gerektiğini  belirtmişlerdir. Dolayısıyla yerleşik Yargıtay içtihatlarında, ortakların şahsi borçları açısından şirket yönünden 3. Kişi sayılırken sermaye borçları açısından 3. Kişi sayılmayacakları gibi çelişkili ve açıklanamaz bir durum ortaya çıkmıştır.

Şikayet davalarının, temyizlerin ve doktrindeki karşıt görüşlerin artmasıyla nihayet Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 11.05.2016 tarihinde verdiği emsal kararla[47] bu görüşünden dönmüş ve şirket ortaklarına ödenmemiş sermaye borçları nedeniyle de haciz ihbarnamesi yollanabileceğine hükmetmiştir. Kararın gerekçesine bakıldığında şirket ortaklarının şirket tüzel kişiliğine karşı 3. Kişi konumunda olduğu ve şirket ortağının şirketteki tüm alacaklarının da alacaklılarca haczedilebileceği belirtilmiş ve Talih Uyar’ın görüşüne atıf yapılmıştır. Bu tarihten sonraki tüm kararlarda[48] da Yargıtay’ın işbu görüş değişikliğine atıf yapılarak şirket ortaklarına haciz ihbarnamesi gönderilebileceği kabul edilmiştir.

4. Görüşlerin Tartışılması

Gerek doktrinde gerekse de Yargıtay’ın önceki görüşünde, şirket ortaklarının sermaye borçlarının haczedilemeyeceği yönünde sunulan  tüm argümanlar tatmin edici şekilde cevaplanmıştır. Şirket ortaklarının şirkete karşı 3. Kişi sayılmayacağı görüşü, şirkete şahsi borcu olan ortakların şirket nezdinde 3. Kişi olduğu ve Madde 89 uyarınca haciz ihbarnamesi gönderilebileceği yönündeki içtihatlarla çürütülmüştür. Gerçekten de, sermaye şirketinin ortaklardan bağımsız bir tüzel kişiliği olduğu tartışmasız olduğuna göre ortakların 3. Kişi kabul edilmemesi dayanaksızdır. Ayrıca bilindiği üzere şirket iflas ettiğinde iflas idaresinin alacaklı şirket yerine geçip ortakların ödenmemiş sermaye borçlarını talep edebilmesi, iflas durumunda da şirkete sermaye borcu olan ortakların 3. Kişi olarak kabul edildiğinin ispatıdır.

Sermaye borcunun haczedilemez bir borç olduğu görüşü hakkında ise; yukarıdaki doktrin görüşlerinde de değinildiği üzere, borçlunun borçlarından dolayı tüm malvarlığı ile sorumlu olması kural olup, bu kuralın istisnası ancak ve ancak kanun ile belirlenebilir ki İİK. m. 82’de de hangi malların haczedilemeyeceği belirtilmiştir. Kural olarak İİK’nın 89. Maddesi hamile yazılı veya cirosu kabil bir senede bağlı olmayan bütün alacakların haczine imkan vermektedir. Başka bir deyişle, kanunda sermaye alacaklarına uygulanmasını engelleyen herhangi bir kural mevcut değildir. Borçlunun malvarlığının haczedilebileceği kural olup haczedilemez mallar da bu kuralın istisnası olduğuna ve bu istisnanın da ancak ve ancak kanunla belirlenebildiğine göre, ortakların sermaye borçları hakkında kanunda hiçbir kısıtlama düzenlenmemesi, ortakların sermaye borçları açısından özel bir durum olmadığı ve bu nedenle ortaklara haciz ihbarnamesi gönderilebileceği olarak yorumlanmalıdır. Aksi yönde bir görüş, yani şirketin bakiye sermaye alacağının haczedilemeyeceği kabul edilirse, limited şirketin alacaklılarına karşı malvarlığıyla sorumlu olması ilkesi ihlal edilmiş olacaktır.

Kaldı ki, ortaklara sermaye borcu hakkında haciz ihbarnamesi gönderilemeyeceğinin kabul edilmesi, icra takibinden mal saklamak isteyen ortağın kasıtlı olarak sermaye borcunu ödemekten kaçınması gibi kabul edilemez bir sonuca neden olacaktır. Bu nedenlerden ötürü Yargıtay Hukuk Genel Kurulu içtihatı haklı olup, doktrinde ağırlıkla kabul edilen görüşle de sonunda uyum sağlamıştır.

IV- SONUÇ

Sonuç olarak anonim şirketlerde tek borç ilkesi, ortaklara sermaye borcu ve kanuni istisnalar dışında hiçbir borç yüklenemeyeceği kuralıdır. Tek borç ilkesinin limited şirketlerdeki karşılığı ise ortakların sınırlı sorumluluk ilkesidir. Sınırlı sorumluluk ilkesi tek borç ilkesi kadar katı olmayıp pek çok kanuni istisnası bulunmaktadır. Örneğin limited şirket ortaklarına ek ödeme yükümü, rekabet yasağı, sadakat yükümü ve sır saklama yükümü getirilebilirken anonim şirket ortakları açısından  bu yükümlülüklerin emredici hükümler ile yasaklandığı kabul edilir. Aynı şekilde limited şirket ortakları kamu borçlarından şahsen sorumlu iken anonim şirketlerde böyle bir durum söz konusu değildir.

Çalışmada, tek borç ilkesinin anonim ve limited şirketler açısından genel hatları ve kanuni istisnalarıyla kısaca anlattıktan sonra anonim ve limited şirketler için en tartışmalı konu olarak birer konu seçip, rekabet yasağı ve sermaye borcunun haczi konularını tartışmış bulunmaktayım.

Limited şirketlerde, büyük tartışmalar sonunda nihayet ortakların şirkete olan sermaye borcunun alacaklılarca haczedilebileceği ve bu borç miktarı kadar alacağın, ortakların şahsi malvarlığınından tahsil edileceği görüşü doktrinde ve Yargıtay içtihatlarında kabul edilmiştir. Kanaatimce bu görüş yerinde olup, ortakların sınırlı sorumluluğu ilkesine de aykırı değildir. Zira ortakların sorumluluğunun sınırı kural olarak sermaye borcu olup, sermaye borcunun haczedilemeyeceği görüşü de sınırlı sorumluluğu adeta sorumsuzluk haline getirir. Limited şirketin yapısı ve denetim mekanizmaları da düşünüldüğünde, alacaklıların İİK m.89 hükmüyle şirket yerine geçip ortaktan sermaye borcunu tahsil etmesinde, ortakların sınırlı sorumluluğu ilkesine bir aykırılık bulunmamaktadır.

Anonim şirketler açısından ise ortakların esas sözleşme ile rekabet yasağına tabi kılınmasının kural olarak tek borç ilkesine aykırı olduğu kabul edilmektedir. Anonim ortaklıkta ortakların ve ortaklığın katı bir şekilde ayrılması prensibi düşünüldüğünde bu görüş haksız değildir. Ancak tek borç ilkesi mutlak bir şekilde uygulanmamalı, yukarıda da değinildiği üzere ortakların fiilen şirket yönetim mekanizmasında bulunduğu ve bu nedenle nitelik arz eden bazı anonim şirketlerde esas sözleşme ile rekabet yasağı uygulanmasına izin verilmesi gerektiği görüşündeyim.

KAYNAKÇA

Arslanlı, Halil /Domaniç, Hayri, Limited Şirketler Hukuku ve Uygulaması, İstanbul 1989

Aydoğan,Fatih, Tek Kişi Ortaklığı, İstanbul 2012

Bahtiyar,Mehmet, Anonim Ortaklık Anasözleşmesi, İstanbul 2001

Çamoğlu, Ersin, Limited Ortaklığın Sermaye Alacaklarının Haczi, BATİDER, C. VI, S. 1, 1971

Domaniç,Hayri, Anonim Şirketler, İstanbul 1978

Göksoy,Yaşar Can, Ortaklıklar Hukukunda Rekabet Yasaklarının Kapsamı, Dokuz Eylül Üniversitesi Fakültesi Dergisi Cilt:9 Özel Sayı, 2007 

İyilikçi, Ahmet Cahit, Borçlunun Üçüncü Kişilerdeki Mal, Hak Ve Alacaklarının Haczi (Doktora Tezi), Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Ankara 2011

Nomer,Füsun, Anonim Ortaklıkta Pay Sahibinin Sadakat Yükümlülüğü, İstanbul 1999

Okutan Nilsson,Gül, Anonim Ortaklıklarda PaySahipleri Sözleşmeleri, İstanbul 2004

Paslı,Ali, Anonim Ortaklıkta Kontrol Sahibinin Özel Durumu, İÜHFM C. LXVI (2008), S. 2

Poroy,Reha/ Tekinalp,Ünal/ Çamoğlu,Ersin, Ortaklıklar ve Kooperatif Hukuku, İstanbul 2017

Pulaşlı,Hasan, Şirketler Hukuku Şerhi, Ankara 2015

Tekinalp, Ünal, Sermaye Ortaklıklarının Yeni Hukuku, İstanbul 2015

Topuz, Gökçen, Limited Şirketin Sermaye Alacağının Haczi, Prof. Dr. Fırat Öztan’a Armağan, Ankara 2010, C.II, s.2105-2114

Uyar, Tahir, Ticaret Şirketleri İle Kooperatiflerde ve Adi Şirketlerde; Şirketten ve Ortaktan Alacaklı Olan Üçüncü Şahısların Şirketi ve Ortağı Takip Hakkının Kapsamı, Ankara Barosu Dergisi 1978, S.5,  s.774-801

Yavaş, Murat, Borçlunun üçüncü Şahıslardaki Mal, Hak Ve Alacaklarının Haczi, Ankara 2005

Antalya Avukatı Barış Erkan Çelebi ve onun Antalya Hukuk Bürosu, limited şirket ve anonim şirket kuruluşunda, şirket esas sözleşmesi hazırlanmasında, şirket pay devri sürecinde, pay sahipleri sözleşmesi hazırlanmasında, şirket devralımında hukuki inceleme (due diligence) konusunda, yönetim kurulu üyelerinin ve pay sahiplerinin sorumluluk davalarında hukuki danışmanlık sunmaktadır.


[1] Tekinalp,Ünal (Poroy,Reha. Çamoğlu,Ersin),Ortaklıklar ve Kooperatif Hukuku, İstanbul 2017, N.1019

[2] Tekinalp, (Poroy, Çamoğlu), N.1019

[3] Tekinalp, (Poroy, Çamoğlu), N.1019

[4] Tekinalp, (Poroy, Çamoğlu), N.1019a

[5] Tekinalp, (Poroy, Çamoğlu), N.1020; Pulaşlı,H, Şirketler Hukuku Şerhi, Ankara 2015, s.1526

[6] Tekinalp, (Poroy, Çamoğlu),N.1020

[7] Tekinalp, (Poroy, Çamoğlu),N.1075

[8] Tekinalp, (Poroy, Çamoğlu),N.1075

[9] Pulaşlı, s.1527

[10] Paysahiplerinin bilgi alma talebinin şirket sırlarının korunması amacıyla reddine ilişkin bkz. Tekinalp (Poroy, Çamoğlu),N. 1014-1014b

[11] Çamoğlu (Poroy, Tekinalp),  N.576

[12] Tekinalp (Poroy, Çamoğlu),N.1091

[13] Nomer,Füsun, Anonim Ortaklıkta Pay Sahibinin Sadakat Yükümlülüğü, İstanbul 1999, s.132

[14] Tekinalp (Poroy, Çamoğlu),N.1091

[15] Bkz.Pulaşlı, s.576,577;bkz. Göksoy,Yaşar CanOrtaklıklar Hukukunda Rekabet Yasaklarının Kapsamı,Dokuz Eylül Üniversitesi Fakültesi DergisiCilt:9 Özel Sayı, 2007 s.647,648; Ayrıca bkz. Aydoğan,Fatih,Tek Kişi Ortaklığı, İstanbul 2012, s.237,238

[16] Domaniç,Hayri, Anonim Şirketler, İstanbul 1978, s.451

[17] Bkz. Paslı,Ali.:Anonim Ortaklıkta Kontrol Sahibinin Özel Durumu, İÜHFM C. LXVI (2008), S. 2, s.345-358

[18] Nomers.134

[19] Bkz. Nomer, s.134, dpn. 291’de anılan yazarlar.  

[20] Bkz: BGE 105 II 128; Tekinalp (Poroy, Çamoğlu), N.1091-1091b

[21] Tekinalp (Poroy, Çamoğlu), a.g.e. N.1084

[22] Tekinalp (Poroy, Çamoğlu),  N.1091a

[23] Bahtiyar,Mehmet, Anonim Ortaklık Anasözleşmesi, İstanbul 2001, s.224,225

[24] Tekinalp (Poroy, Çamoğlu), N.1021

[25] Okutan Nilsson,Gül, Anonim Ortaklıklarda PaySahipleri Sözleşmeleri, İstanbul 2004, s.4

[26] Okutan Nilsson, s.343,344

[27] Tekinalp (Poroy, Çamoğlu), N.1021

[28] Tekinalp (Poroy, Çamoğlu), N.1021a

[29] Tekinalp (Poroy, Çamoğlu), N.1021b

[30] Okutan Nilsson,  s.392

[31] Pulaşlı, s.2284

[32] Çamoğlu (Poroy, Tekinalp),N.1073

[33] Çamoğlu (Poroy, Tekinalp), N.1074a

[34] Çamoğlu (Poroy, Tekinalp), N.1076

[35] Çamoğlu (Poroy, Tekinalp), N.1076

[36] Tekinalp, Ünal, Sermaye Ortaklıklarının Yeni Hukuku, İstanbul 2015, N.5-19

[37] Çamoğlu (Poroy, Tekinalp), N.1076b

[38]Bkz. Gümrük ve Ticaret Bakanlığı 2017 Eylül Veri Bülteni, https://www.gtb.gov.tr/data/59d1e4c41a79f56858fb2022/2017%20y%C4%B1l%C4%B1%20eyl%C3%BCl%20ay%C4%B1%20veri%20b%C3%BClteni.pdf (erişim tarihi 21.11.2017)

[39] Uyar, Tahir, Ticaret Şirketleri İle Kooperatiflerde ve Adi Şirketlerde; Şirketten ve Ortaktan Alacaklı Olan Üçüncü Şahısların Şirketi ve Ortağı Takip Hakkının Kapsamı, Ankara Barosu Dergisi 1978, S.5,  s.774-801, s. 790-791

[40] Uyar, s.791; Çamoğlu, Ersin, Limited Ortaklığın Sermaye Alacaklarının Haczi, BATİDER, C. VI, S. 1, 1971, s. 57-67; Topuz, Gökçen, Limited Şirketin Sermaye Alacağının Haczi, Prof. Dr. Fırat Öztan’a Armağan, Ankara 2010, C.II, s.2105-2114; İyilikçi, Ahmet Cahit, Borçlunun Üçüncü Kişilerdeki Mal, Hak Ve Alacaklarının Haczi (Doktora Tezi), Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Ankara 2011, s.176-179; Yavaş, Murat, Borçlunun üçüncü Şahıslardaki Mal, Hak Ve Alacaklarının Haczi, Ankara 2005, s.166

[41] Arslanlı, Halil /Domaniç, Hayri, Limited Şirketler Hukuku ve Uygulaması, İstanbul 1989, s.446,447

[42] Çamoğlu, s. 57-67

[43] Topuz, s.2105-2114

[44] İyilikçi, s.176-179

[45] Yarg. 12.HD, 22.10.2015,  E. 2015 / 12335, K. 2015 / 25479 ; Yarg. 12 HD, 10.11.2015, E. 2015 / 14495, K. 2015 / 27524 ; Yarg. 12 HD, 28.06.2005, E. 2005 / 10552, K. 2005 / 13982 ; (https://www.sinerjimevzuat.com.tr, erişim tarihi 23.11.2017)

[46] Yarg.16. HD, 08.02.2012, E.2011/7925, K.2012/950; Yarg. 16. HD, 22.11.2011 E.2011/2199, K.2011/7813; Yarg. 19. HD, 04.05.2007 E.2006/12000 K.2007/4475(https://www.sinerjimevzuat.com.tr, erişim tarihi 23.11.2017)

[47] Yarg. HGK,  11.05.2016, E. 2014 / 12-1078, K. 2016 / 600 (https://www.sinerjimevzuat.com.tr, erişim tarihi 23.11.2017)

[48] Yarg. 12 HD, 13.06.2017, E. 016 / 16888, K. 2017 / 9219 ; Yarg. 12 HD, 07.04.2017, E. 2017 / 1355, K. 2017 / 5731; Yarg. 12 HD, 02.03.2017, E. 2016 / 11520, K. 2017 / 3053; (https://www.sinerjimevzuat.com.tr, erişim tarihi 23.11.2017)